Boğazda Kentsel Dönüşüm Nasıl Olmalı?

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun (6306 sayılı)’un 2012’de kanunlaşarak yürürlüğe girmesiyle artık kentlerimiz birer şantiyeye döndü. Konu ile ilgili mevzuatın ne kadar anlaşılır olduğu tartışılır olmakla birlikte; tartışılmaz olan herkesin eski evini verip, hiç alan kaybı yaşamadan yeni bir ev alma hayali olduğu gerçeğidir.

Tabii bu dönüşüm hareketinin olumlu ve olumsuz yönleri var. Olumlu yönleri: deprem riskine karşı yapı stoğu yenileniyor, binalar daha kaliteli ve güncel ihtiyaca göre yapılıyor, bazı bölgelerde gecekondu veya çarpık yapılaşma yerine planlı, altyapılı bir şehir oluşturuluyor. Olumsuz yanlara gelince: İstanbul’da yaşayan çok insanın barınma ihtiyacı olduğu tartışılmaz olmakla birlikte dünyada ve ülkemizde yaşanan siyasi, sosyal, ekonomik sıkıntılar göz önüne alındığında bu yapıları kim satın alacak? Üretilen bu arza karşı talep nasıl yaratılacak? Talep barınma ihtiyacı olan insan mıdır, yoksa satın alma gücü mü esastır? Ülkede inşaat ve gayrimenkul geliştirme lokomotif üretim sektörü durumuna gelmiş, oysa bu sektör önemli bir tüketim ekonomisi olarak değerlendirilmelidir. Mevzuat çok açık ve net değil, dolayısı ile bu dönüşüme talip olan müteahhit ve gayrimenkul geliştirme uzmanlarının siyasi kimlikleri veya siyasete yakınlıkları önem arz etmektedir.

Konuya geniş bir giriş yaptıktan sonra esas arz etmek istediğim konuya gelelim. Boğaziçi’nde yapılaşma nasıl bir vizyonla ele alınmalı? Nasıl bir aksiyon planı belirlenirse Boğaziçi iyi bir marka değerine kavuşur, insanlar mağdur olmadan bu dönüşüm nasıl tamamlanabilir?

Boğaziçi’nde yapılaşma iki temel mevzuat çerçevesinde olmaktadır. Bunlardan birincisi 2960 Sayılı Boğaziçi İmar Yasası, ikincisi de 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’dır. Bu mevzuatlarda revizyon yapılmalı ve bu işlem yapılırken genel durum değil, boğazın özel durumu değerlendirilmelidir.

Sultanbeyli’de veya Gaziosmanpaşa’da yapılan kentsel dönüşüm vizyonu ile boğazda bir yenileme dönüşüm yapılmamalıdır. Bugün boğaza 3-4 km mesafede, sırtlarda geri görünüm olarak adlandırılan bölgelerde yoğunluk arttırılarak 1,5 emsal imar düzenlemesi yapılmaktadır. Bence bu değerlendirme yanlıştır.

Bunun yerine parseller arası birleştirme (tevhid) yapılarak büyük bahçeli yüksek tavanlı villalar yapılacak, caddelerin geniş tutulduğu çevresinde yine yüksek tavanlı mağazaların olabileceği, üst katlarda konut/ticari yapılaşmanın olduğu, yürüme yollarının, bisiklet yollarının olduğu bir yapılaşma esas alınmalı. AVM’ler yerine meydanların olduğu, parkın, yeşilin olduğu; kültür, sanat, spor gibi insanları mutlu eden, insanlara değer katan bir yapılaşma esas alınmalı.

Geçen gün görüştüğüm bir e-ticaret şirketinin üst düzey yöneticisi hanımefendi ODTÜ Şehir Planlama Fakültesi’ni derece ile bitirdiğini, bitirme tezinin de Boğaz’da Arnavutköy ile ilgili olduğunu belirtti. Bu çalışma sırasında sokak sokak gezerek, insanlarla tanışıp konuşarak, semtin hem nasıl korunabileceğini, hem de nasıl yaşanabileceğini araştırdıklarını ve kapsamlı bir çalışma yaptıklarını anlattı. Sonrasında merak edip bu çalışmanızdan DPT, Bakanlık veya Belediyeler faydalandı mı diye sorduğumda; ‘’Ulvi bey eğer bu çalışmalara değer verilseydi ben halen şehir plancıydım…’’ şeklinde kısa ama anlamlı bir cevap verdiler bana.

Bu ve benzeri konularda sağlıklı sonuçlara kapsamlı bilimsel çalışmalar, geniş araştırmalar ve sağlıklı ÇED raporları ile ulaşılabilir diye düşünüyorum. Yapamadığımız takdirde de tarihi fırsatları kaçırmış oluruz. Umarım çok değerli bir lokasyona sahip Boğaziçi’miz SAT-YAP ile çok paralar kazanan tüccar müteahhit mantığına teslim olmaz.

Siz de boğazda satılık konut arıyorsanız boğazın emlakçısı Bosforce'a ulaşabilirsiniz.

HATA BİLDİRİN